İki Yoldaş, İki Bisiklet, 126 Kilometre

Uzun süre hayal ettik, planladık, konuştuk ama bir türlü fırsat bulup gerçekleştiremedik. Daha önceki bir yazımda özgürlük olarak tanımladığım “bisiklet”lerimizle kendimizce uzun bir tura çıkmaktan bahsediyorum. Muhabbet ederken yine aklımıza geldi “Bisikletle İzmir’e gidelim” diye, bu sefer hiç düşünmedik, gidebilir miyiz? Kondisyonumuz yeterli olur mu? Hemen bisikletleri tamire koyulduk, akşamına da bisiklete alışmak amacıyla, neredeyse bir yıldır sürmüyorduk, bir saatlik küçük bir ısınma turu yaptık ve sabah (Manisa’dan) İzmir’e yola çıkmak üzere evlerimize dağıldık.

Eve geldiğimde hemen araştırmaya koyuldum, daha önce gidenlerden bilgi almaya çalıştım, neticede sıfır kondisyon ile büyük çoğunluğu rampa olan yaklaşık 30 kilometrelik bir yola çıkacağız. Araştırmaya devam ederken birden “Biz bu turu neden biraz daha genişletmiyoruz ki?” diye düşünmeye başladım. Turu birlikte yapacağımız yakın arkadaşıma mesaj attım, uzun uzun konuştuk, planladık ve en başta sadece Manisa-İzmir(İzmir’de de kısa bir gezi) olan rotamızı Manisa-İzmir-Aliağa-Çandarlı olarak fazlasıyla genişlettik.

Gece saat ilerliyordu, biz yeni rotadan dolayı baya heyecanlıydık ama bir an önce çantamızı hazırlayıp uyumalıydık çünkü sabah 5’te yola koyulmak üzere hazır olacağız diye karar verdik. Ve sabah oldu, güneş uyanmasın diye usul usul pedallamaya başladık.

Sabuncubeli Tüneli ve eski yol ayrımına kadar geldik. Hala enerjik sayılırdık çünkü henüz tam olarak rampa tırmanmaya başlamamıştık. Sabuncubeli Tüneline girecek miyiz? Yoksa sonu gökyüzünde bitiyor gibi gözüken rampadan mı devam edeceğiz? Gidip tünele baktık, eğer uygun bulursak yasak olduğunu bildiğimiz halde girecektik. Kısa bir istişareden sonra tünele girmeye karar verdik. Bir bisikletin ilerleyebileceği büyüklükte kaldırım vardı, oradan içimiz rahatlamış bir şekilde serin olan o ortamda tıngır mıngır ilerliyorduk, taa ki tüneldeki hoparlörlerden(tünelde öyle bir şey olduğunu da orada öğrendim) “TÜNELE BİSİKLETLE GİRMEK YASAKTIR, TÜNELDEKİ BİSİKLETLİLER DERHAL TÜNELDEN ÇIKIN” anonsunu duyana kadar. Hemen durduk, arkadaşımla yıkılmış bir şekilde göz göze geldik, üç beş saniye sessizlikten sonra tekrar “TÜNELE BİSİKLETLE GİRMEK YASAKTIR, TÜNELDEKİ BİSİKLETLİLER DERHAL TÜNELDEN ÇIKIN” anonsunu duyduk, hemen geriye dönüp çıkmaya karar verdik. Yıkık bir şekilde 4 km %7’lik eğim tabelalarına(bence bazı yerlerde %10u buluyordu) baka baka tırmanmaya başladık. Zaman zaman oturduk, zaman zaman bisikleti alıp yürüdük, zaman zaman da terler içinde sürmeye çalıştık ve zirveye ulaştık, artık rahatlamıştık, rampa bitti ve sıra işin keyfini çıkarmakta, rüzgara karşı artık çoktan uyanmış olan güneşi arkamıza alarak yokuş aşağı ellerimizi bırakmaktaydı.

Sürünerek de olsa İzmir Bornova’ya ulaştık. Küçükpark’taki unlu mamüller satan Üniversite2’de kahvaltı yaptık, oradan Büyükpark’a geçip 2 saat kadar dinlendik, rotamızı konuştuk. Bornova’dan Aliağa’ya kadar trenle(metro ve izban kullanarak) gitmeye karar verdik. Tren çok serindi ve tren seyahati boyunca da dinlenmiş olduk. Trenden indik, Aliağa aşırı sıcaktı, biz de hemen komando gibi sürdük yanaklarımıza güneş kremini ilk hedef Çandarlı’ydı.

Aliağa’da deniz kenarına ulaştık birkaç kilometre boyunca denize sıfır pedalladık, daha sonra Aliağa’dan çıktık ve benim bisikletin tekeri patladı. neyse ki bunu tahmin edip yedek iç lastik ve pompa gibi malzemeleri de yanımıza almıştık. En yakın benzinlikte, orada çalışan bir abinin de yardımıyla değiştirdik lastiği derken hemen ardından arkadaşımın lastiğinin de patladığını fark ettik ama saat geç olmaya başlamıştı, karanlıkta yol kenarında sürmek baya tehlikeli olur diye onunkini tamir etmedik, yarım saatte bir durarak şişirdik, devam ettik.

İyice tükeniyorduk artık, bir yandan aşırı sıcak, bir yandan da dibimizde kamyonlar vızır vızır geçiyor. Bize en yakın yerleşim yeri olan Yenişakran’a ulaştık. Burada biraz oturduk konuştuk. Hava kararma ihtimalini, yorgunluğumuzu ve patlak lastiğimizi düşünerek Çandarlı’ya gitmekten vazgeçip, geceyi Yenişakran’da geçirmeye karar verdik. Kendimize oranın yerlileriyle de konuşarak geceyi kumsalda geçirebileceğimiz bir yer seçtik. Yerleştikten sonra bisikletleri kilitleyip hemen denize koştuk, o yorgunluğun, güneşin altında geçirdiğimiz neredeyse 10 saatin ardından bu bize harika gelmişti. Biraz da olsa kendimize gelmiştik. Hava kararınca bir şeyler atıştırıp oranın keyfini çıkarmaya çalıştık

Bir cevap yazın